Küratör: Selen Ansen
Galeri 4
Arter’in yeni grup sergisi Gökyüzü Şekerdendi, 24 sanatçının Arter Koleksiyonu’ndaki eserlerini Selen Ansen’in küratörlüğünde bir araya getiriyor. Resim, fotoğraf, heykel, video ve yerleştirme gibi farklı disiplinleri kapsayan seçki, “ev/yuva” ve “yurt” kavramlarını fiziksel mekânlar olmanın ötesinde, bellek, hayal gücü ve yolculuğun biçimlendirdiği deneyim alanları olarak ele alıyor. Gökyüzü Şekerdendi, 24 Haziran’dan itibaren Arter’in 4. kat galerisinde ziyaret edilebilir.
Sergide Yer Alan Sanatçılar
Melike Abasıyanık Kurtiç, Adel Abidin, Lene Adler Petersen, Ahu Akgün, Francesco Albano, Hüseyin Bahri Alptekin, Gökhun Baltacı, Yto Barrada, Mehtap Baydu, Elina Brotherus, Fatma Bucak, Elif Erkan, Ayşe Erkmen, Dan Graham, Karl Horst Hödicke, Fatoş İrwen, Arthur Köpcke, Inge Mahn, Yıldız Moran, Ahmet Öğüt, Sophia Pompéry, Gerhard Rühm, Stéphanie Saadé, Stefan Wewerka
Gökyüzü Şekerdendi başlıklı grup sergisi, 24 sanatçının Arter Koleksiyonu’ndaki eserlerini “ev/yuva” ve “yurt” kavramları etrafında bir araya getiriyor. Resim, fotoğraf, yerleştirme, heykel ve video gibi çeşitli mecralarda üretilen ve bir kısmı yakın zamanda koleksiyona dahil edilen bu eserler, izleyiciyi tatlı anılarla ya da kederlerle dolu evlerle, aidiyetlerimizi biriktiren katmanlı toprakla, geride bıraktığımız ya da içimizde taşıdığımız yuvalarla ve daha iyi bir gelecek arayışıyla yollarına düştüğümüz yabancı diyarlarla yeniden ilişkilenmeye davet ediyor. Tek bir çatı altında, iç ve dış mekân arasında bakış açısının durmaksızın değişmesini teşvik eden mekânsal bir düzenleme içinde bir araya gelen yapıtlar, yeryüzü ile gökyüzü, geçmiş ile gelecek, kök salmışlık ile köksüzlük arasında uzanan titreşimli ve çok renkli bir duyusal alan meydana getiriyor.
Gökyüzü Şekerdendi sergisinin çocuksu duygularla örülü bir açıkhava sahnesini çağrıştıran başlığı, E. E. Cummings’in “Songs I” (Şarkılar I, 1938) adlı şiirinden ilham alıyor. Genelde ilişkilendirmediğimiz sözcükleri yan yana getirerek dünyayı renkli ve “yenilebilir” bir olguya dönüştüren bu resimsel ifade, belleğin ve hayal gücünün gerçekliği nasıl süzgeçten geçirdiğine dikkat çekerek, yoruma açık soyut bir niteliği muhafaza ediyor. Yuva bulmak ve yuvaya dönmek: mesken tutma ile yolculuğu buluşturan bu iki temel insani çaba, sergideki birçok eserin günümüzün jeopolitik kırılmaları ve toplumsal çalkantıları ışığında irdelediği konular arasında yer alıyor. Gündelik eşyalar ve elle tutulur izlerle dolu ev içi mekânlarını, ağır hikâyelerle yüklü yaşamları ya da uzak diyarların vaatlerini belleğe çağıran yapıtlar, yaşam alanlarımızın varoluşsal, politik, kültürel, tarihsel, kişisel ve şiirsel katmanlarını açığa çıkarıyor. Yurt tutma ihtiyacımıza ve kayba karşı bir sığınak inşa etme arzumuza eşlik eden bu çağrı, uluslararası çapta sıkılaşan sınırlar ve haritalarla şekillenen bir dünyada, aidiyet kavrayışımızı coğrafya ve mülkiyetin ötesinde yeniden tahayyül etmeye ve kurgulamaya yöneltiyor.
Gökyüzü Şekerdendi sergisini oluşturan eserler, “ev/yuva” ve “yurt” kavramlarını bir köken, kayıp bir cennet, öngörülebilir bir varış noktası ya da sabit bir yer olarak değil; mekân, zaman ve hafızayla kurulan canlı ve sürekli evrilen bir ilişki olarak ele alıyor. Serginin bağlamı içinde bir araya getirilip yeni çağrışımlara olanak tanıyan bu dünyalar, zaman zaman kendimizi yabancı, hatta hiç ayak basmadığımız yerlerde evimizde hissedebileceğimizi hatırlatıyor. Öte yandan, sergi güzergâhının sunduğu mekânsal geçişler, yönleri muğlaklaştırarak, “ev/yuva” ile kurduğumuz ilişkinin hiçbir zaman verili olmadığı fikrini pekiştiriyor; nitekim “ev” katı tanımları aşan, farklı zamanlılıkları ve duyguları iç içe geçiren fevkalade bir düğümdür. Gökyüzü Şekerdendi, bu düğümü çözmeye kalkışmaktansa, evlerimizin ruhuna, şahsiyetine ve bilincine çoğullukları içinde tanıklık etmeye uygun formlar ve dokular aramayı öneriyor.




Leave a Reply
Yorum yapabilmek için oturum açmalısınız.